Şirinler Hikayesi
Bir sabah, Şirinler Köyü’nü garip bir durgunluk kapladı. Ne kuş sesleri vardı ne de suyun neşeli akışı. Güneş görünse bile, sanki gökyüzünden çekilmiş ve gri bir perde ardına gizlenmişti. Çiçekler solmuş, ağaçların dalları bile yorgun görünüyordu.
Şirine gözlerini kısarak etrafı süzdü: — “Şirin Baba! Köyün bütün renkleri silinmiş gibi, her yer gri olmuş!”
Şirin Baba sakalını sıvazlayıp düşünceli bir sesle konuştu: — “Bu sıradan bir değişim değil. Kötücül bir büyüye benziyor… ve kimin bundan zevk alacağını çok iyi biliyorum.”
Şakacı Şirin şaka kutusunu sallayarak ortaya atıldı: — “Kim bilir, belki biri kötü bir şaka yapmıştır… ama bu kadar kasvetli olamaz!” Bu kez yüzüne yayılan gülüş onu kurtarmadı; kimsenin içinden gülmek gelmiyordu.
Şirin Baba asasını yere hafifçe vurdu: — “Bu, Gargamel’in işi. Şirinlerin mutluluğundan haz etmiyor. Renkleri geri getirmek için cesaretli yüreklere ihtiyaç var.”
Şirine, Gözlüklü Şirin, Şakacı ve Güçlü Şirin aynı anda bir adım öne çıktı: — “Hazırız!”
Şirin Baba onlara parıldayan bir pusula uzattı: — “Bu pusula, kaybolan renklerin izini sürer. Ancak temiz niyetle tutulursa çalışır.”
Yola koyulduklarında gökyüzü hâlâ kurşunîydi. Gölgeli Orman’a vardıklarında ağaçlar ürperiyormuş gibi sesler çıkarıyor, her adımda yankılar çoğalıyordu.
Aniden yer altından devasa bir örümcek fırladı! Bacakları kocaman kökler kadar kalındı. Şirine korkuyla bağırdı: — “Bu bir tuzak! Saklanın!”
Güçlü Şirin ileri atıldı: — “Ben dikkatini çekerim, siz geçidi bulun!” Örümcek ağlarını fırlatıyor, Güçlü Şirin çabuk hareketlerle kaçıyordu. Şakacı cebinden çıkardığı mini patlayıcıları attı; renkli ışıklar gri karanlığı deldi. Örümcek şaşkına döndü.
Gözlüklü pusulayı çevirdi: — “Mağaranın içini gösteriyor. Kaynak orada!”
Mağara, kristallerle doluydu. Ancak hepsi renksizdi; ışıkları bile hüzünlü parlıyordu. Şirine fısıldadı: — “Ne kadar güzel ama içi boş bir güzellik bu…”
Kahkaha sesi mağaranın her köşesine yayıldı: — “Ha-ha-ha! Küçük mavi yaratıklar! Artık sizin dünyanız benim gibi solgun olacak!” Karanlığın içinden Gargamel çıktı; yanında Azman, kurnaz bir sırıtışla tıslıyordu.
Gözlüklü endişeyle konuştu: — “Bu kristaller, renkleri hapsediyor!”
Şakacı kollarını sıvayıp gülümsedi: — “O halde onları özgürleştirecek bir şaka yapmanın zamanı geldi!”
Kutudan fışkıran gökkuşağı tozları mağaraya yayıldı. Kristaller çatırdamaya başladı. Gargamel çılgına döndü: — “Hayır! Durun! Azman, yakala onları!” Fakat Azman, kaygan taşlarda kayıp sahibinin üzerine düştü.
Şirine pusulayı kristalin merkezine doğrulttu. Parlak bir ışık her şeyi kapladı! Gri sis dağılırken gökyüzü berrak bir gökkuşağına büründü. Gözlüklü coşkuyla bağırdı: — “Renkler çözüldü! Dünyaya geri dönüyor!”
Gargamel çamura saplanmış halde hırladı: — “Bir gün sizi ele geçireceğim! Bir güüün!” Azman ise renkli tozlara bulanmış şekilde sadece mırıldandı.
Köye döndüklerinde mantar evlerin renkleri geri gelmiş, çiçekler parlak tonlar kazanmıştı. Şirin Baba onları karşılayıp alnını kaldırdı: — “Cesaretiniz sadece dünyayı değil, kalpleri de aydınlattı.”
Gece boyunca büyük bir şölen yapıldı. Şakacı renkli kurabiyeler dağıttı, Şirine gökkuşağı çiçekleriyle taçlar ördü. Ay, parıltısıyla köyün üzerine huzurla yayıldı.
Şirin Baba yıldızlara bakarak mırıldandı: — “Gerçek renkler dışarıda değil, birbirimize verdiğimiz ışıkta saklıdır.”
Ve o gece herkes gülümseyerek uyudu. Rüyalarında dünya, yeniden tüm renkleriyle parlıyordu.
Bu uyarlama, çocuklara cesaretin, birlik olmanın ve iyiliğin her karanlığı aşabileceğini anlatır; tıpkı gökkuşağının yağmurdan sonra belirmesi gibi.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın