Unicorn Hikayesi

Pelin Kaya 07.02.2026 432 Okunma Sayısı Çocuk Hikayeleri 0 Yorum
Unicorn Hikayesi
Sesli Masal

Ormanın en sevdiği saat, güneşin yaprakların arasından bal gibi süzüldüğü sabah vaktidir. O sabah da çimenlerin üstünde ışıl ışıl damlalar parlıyordu. Çamların arasında küçük bir patika uzanıyor, patikanın sonunda ise dere şırıl şırıl konuşuyordu. Köyün kenarında yaşayan Meral, elindeki küçük sepetle patikaya girdi. Sepette birkaç elma, biraz ekmek ve bir de dedesinin verdiği eski bir pusula vardı. Meral pusulayı sevmişti ama pusulanın hep aynı yeri gösterdiğini fark edince merakı iyice artmıştı.

Meral, pusulayı avucunda çevirdi, ibre hiç şaşmadan ormanın daha derinlerini işaret etti. Tam o sırada, çalıların içinden bir çıtırtı duyuldu. Meral irkildi ama kaçmadı; çünkü orman ona korkutucu değil, sanki büyük bir masal kitabı gibi geliyordu.

— "Kim var orada?" diye seslendi.

Çalıların arasından önce minik bir sincap çıktı, ardından da mahcup bir tavşan. İkisi de Meral’e baktı, sonra birbirlerine baktılar. Sincap, sanki konuşacakmış gibi ağzını açtı ama vazgeçti. Meral gülümsedi.

— "Merak etmeyin, ben Meral. Sadece yürüyüş yapıyorum."

O anda, dere tarafında bambaşka bir ışık belirdi. Sanki suyun üstünde bir yıldız kaymış gibi… Meral’in kalbi küt küt atmaya başladı. Işık, dereden kıyıya doğru geldi ve çimenlerin üstüne dokununca küçük bir gökkuşağı halkası oluştu. Halkadan, bembeyaz bir unicorn çıktı. Yelesi pamuk gibi kabarık, boynuzu inci gibi parlaktı. Ama en ilginci gözleriydi: sanki birinin sevincini anlayıp büyütebilecek kadar yumuşak bakıyordu.

Meral nefesini tuttu.

— "Sen… gerçek misin?" dedi, sesi titreyerek.

Unicorn başını eğdi, sanki selam verir gibi.

— "Gerçeğim." diye fısıldadı; sesi rüzgârın yaprakları okşaması gibiydi. — "Benim adım Işıktoy."

Meral, duyduğu isme güldü.

— "Işıktoy mu? Ne güzel isim!"

— "Ben de senin ismini sevdim, Meral." dedi Işıktoy. — "Pusulan seni bana getirdi."

Meral pusulayı kaldırdı.

— "Bu pusula hep aynı yeri gösteriyordu. Demek seni gösteriyormuş."

Işıktoy boynuzunu hafifçe pusulaya yaklaştırdı. Pusulanın camında minicik yıldızlar dolaştı.

— "Bu pusula, kalbi meraklı olanları bulur." dedi. — "Ama seni çağırmamın bir sebebi var."

Meral bir adım yaklaştı.

— "Birine yardım mı lazım? Ben yardım etmeyi severim."

Işıktoy, çimenlerin üstünde yürüdü. Bastığı yerden sanki minik ışık zerreleri kalkıyordu.

— "Ormanda bir ‘Neşe Çanı’ var." dedi. — "Eskiden rüzgâr her sabah ona dokunur, çan da ‘tın’ diye gülerdi. O ses, kuşların şarkısını bile daha canlı yapardı."

Meral gözlerini kocaman açtı.

— "Neşe Çanı nerede?"

— "Gülpınarı Tepesi’nde." dedi Işıktoy. — "Ama çan artık çalmıyor. Çünkü çanın yanına küçük bir taş parçası sıkışmış. Çok basit gibi görünür ama çanı susturmuş. Orman sessizleşmedi; yine güzel. Fakat o ekstra pırıltı eksik."

Meral’in yüzü ciddileşti.

— "O taşı çıkarırız, olur biter!"

Işıktoy sevinçle başını salladı.

— "Tek başıma denedim ama boynuzum çana dokunursa çan daha da sıkışıyor. Nazik bir el lazım. Ayrıca yolda birkaç bilmece var. Çünkü Neşe Çanı, kolayca herkese görünmez."

Meral sepetini düzeltti.

— "Hadi gidelim."

Yola koyuldular. Patikada ilerlerken Meral bir yandan konuşuyor, bir yandan Işıktoy’un yelesine bakıp bakıp gülümsüyordu. O kadar parlaktı ki sanki güneş onunla yarışıyor gibiydi.

Bir süre sonra, patikanın ortasında yuvarlak bir taş kapı belirdi. Kapının üzerinde yaprak desenleri vardı. Kapının tam ortasında da bir oyuk.

Meral, pusulayı çıkardı. Oyuk pusulaya benziyordu. Pusulayı yerleştirince kapı hafifçe titreşti ama açılmadı. Kapının üstünde incecik bir yazı belirdi, sanki görünmez mürekkep güneşle ortaya çıkmıştı. Meral yazıyı okudu.

— "Bir şeyi paylaşırsan kapı açılır." dedi Meral.

Işıktoy, Meral’e baktı.

— "Ne paylaşmak istersin?"

Meral düşündü. Sepetteki elmalara baktı, sonra ekmeğe… Sonra da gülümsedi.

— "Elma paylaşırım."

Meral bir elmayı ikiye böldü. Yarısını kapının önüne bıraktı, yarısını da kendi elinde tuttu.

— "Bazen paylaşmak, kapıları açar." dedi.

Taş kapı ‘pıtır pıtır’ ses çıkararak iki yana ayrıldı. İçeriden mis gibi çiçek kokusu geldi.

— "İşte bu!" dedi Işıktoy. — "Kalbi güzel olanın yolu açılır."

İlerlediklerinde karşılarına küçük bir su birikintisi çıktı. Suyun üstünde, sanki ayna gibi, gökyüzü duruyordu. Tam geçeceklerken suyun içinden bir ses yükseldi.

— "Geçmek isteyen, en sevdiği sesi söylesin."

Meral şaşırdı.

— "En sevdiğim ses mi?"

Işıktoy fısıldadı:

— "Gerçekten sevdiğin bir ses."

Meral gözlerini kapattı, düşündü. Sonra gülümseyerek konuştu.

— "Annemin akşamları mutfakta şarkı mırıldanması."

Su birikintisinin üstü minik halkalarla dalgalandı ve taşlar birer birer ortaya çıktı. Meral taşlara basarak geçti, Işıktoy da dikkatle arkasından yürüdü.

Tepedeki Gülpınarı’na vardıklarında Neşe Çanı’nı gördüler: Büyük bir çanın içine pembe çiçekler sarılmış, çanın yanında da parlak bir taş sıkışmıştı. Taş, sanki “ben buradayım” der gibi parlıyordu.

Meral çanın yanına çömeldi.

— "Şu küçücük taş mı susturmuş bunu?"

— "Evet." dedi Işıktoy. — "Bazen en küçük şeyler bile bir şarkıyı durdurabilir."

Meral iki eliyle taşı tuttu. Taş kaymıyordu. Meral kaşlarını çattı.

— "Biraz yardım eder misin?"

Işıktoy boynuzunu taşın yanına getirmedi; sadece nefesini verdi. Nefesi sıcak değildi, serin de değildi; sanki “cesaret” gibiydi. Meral gücünü topladı ve taşı nazikçe sağa sola oynattı. Taş bir anda “tık” diye çıktı.

O an, çan kendiliğinden sallandı.

— "Tınnn!"

Ses ormana yayıldı. Kuşlar bir anda daha yüksek sesle ötmeye başladı. Yapraklar bile sanki alkışlıyor gibiydi. Meral’in gözleri parladı, içi kıpır kıpır oldu.

— "Başardık!" dedi.

Işıktoy sevinçten zıpladı.

— "Başardın!" dedi. — "Ben sadece yol arkadaşıydım."

Meral gülerek başını salladı.

— "Hayır, birlikte yaptık. Ben tek başıma burayı bulamazdım."

Neşe Çanı bir kez daha çaldı. Bu kez sanki çanın sesiyle birlikte gökyüzünden minicik ışık parçaları yağdı; çimenlerin üstünde parlayıp kayboldular.

Işıktoy Meral’e yaklaştı.

— "Şimdi sana bir sır vereyim." dedi. — "Neşe, sadece çanla olmaz. Neşe, birinin bir şeyi paylaşmasıyla, sevdiği sesi hatırlamasıyla, cesaretini toplamasıyla olur."

Meral pusulayı avucuna aldı. İbre artık ormanı değil, Meral’in kalbine doğru gibi duruyordu.

— "Bu pusula artık beni mi gösteriyor?"

Işıktoy gülümsedi.

— "Evet." dedi. — "Çünkü sen nereye gidersen, o küçük pırıltı da seninle gider."

Meral bir an durdu, sonra heyecanla konuştu.

— "Köye dönünce bunu kardeşim Nihat’a anlatacağım! O da meraklıdır. Belki birlikte tekrar geliriz."

— "Gelirsiniz." dedi Işıktoy. — "Ama bir şartla."

— "Neymiş?"

— "Ormana her geldiğinde bir iyilik bırak." dedi. — "Bazen bir elma, bazen bir gülümseme, bazen de sadece ‘teşekkür ederim’ demek."

Meral başını salladı.

— "Söz."

Geri dönerlerken patika artık daha aydınlık görünüyordu. Meral, sepetindeki son elmayı çıkarıp ikiye böldü; yarısını kendine aldı, yarısını da yolda karşılaştıkları sincapla tavşana bıraktı.

— "Paylaşınca daha güzel oluyor." dedi.

Ormanın içinden, sanki çok uzaktan bir ses daha geldi:

— "Tınnn!"

Meral gülümseyerek yürüdü. Çünkü artık biliyordu: Unicornlar bazen gözle görülür, bazen de birinin yaptığı küçük bir iyiliğin içinde saklı olur.

Bu Hikayeyi Paylaş

Yorum

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!

Yorum Yazın