Yeşil Gezegen Hikayesi
Gökyüzü o gün pamuk şeker gibi bembeyazdı. Deniz kıyısındaki kasabada, okulun bahçesi kuş sesleriyle dolup taşıyordu. Bahçenin bir köşesinde, Kartal elindeki kartondan roketi gururla havaya kaldırdı. Roketin üstünde yeşil yaprak desenleri vardı; çünkü Kartal’ın aklında tek bir yer dönüp duruyordu: Yeşil Gezegen.
Efe yanına gelip rokete dikkatle baktı.
— "Bu roket gerçekten uçar mı?"
Kartal omuz silkip gülümsedi.
— "Uçmasa bile hayalimiz uçar."
Efe kahkaha attı.
— "Benim hayalim hızlı uçar, haberin olsun!"
O sırada Yağmur koşarak geldi, elinde küçük bir kutu vardı. Kutunun içi düğmeler, renkli kablolar ve eski bir el feneriyle doluydu.
— "Bakın! Dedemin depodan bulduğu şeyler. Rokete ‘ışık motoru’ yapabiliriz!"
Kartal’ın gözleri parladı.
— "Işık motoru mu? Yeşil Gezegen’e gitmek için tam da bu lazım!"
Efe kaşlarını kaldırdı.
— "Yeşil Gezegen gerçek mi ki?"
Yağmur, kutuyu yere koydu ve ciddi bir yüzle başını salladı.
— "Gerçek. Ben geçen gece gördüm."
Kartal bir an durdu. “Gördüm” kelimesi, sanki görünmez bir kapıyı aralıyordu.
— "Nerede gördün?"
Yağmur parmağıyla okulun arkasındaki tepeyi işaret etti.
— "Tepenin üstünde, rüzgâr gülünün yanında. Gökyüzünde yeşil bir parıltı vardı. Sanki biri ‘gel’ diye göz kırpıyordu."
Efe fısıldadı, sesi titrek ama merak doluydu.
— "Ben… ben çok heyecanlandım."
Kartal başını salladı.
— "Heyecan iyidir. Korku gelirse el ele tutuşuruz."
Üçü, okul çıkışı tepede buluşmak üzere sözleşti. Dersler bitince Kartal roketi koltuğunun altına sıkıştırdı, Yağmur kutuyu taşıdı, Efe de yanına aldığı ipi ve küçük bir çanı sallaya sallaya yürüdü. Tepeye vardıklarında rüzgâr, saçlarını karıştırıp yüzlerine serin bir neşe sürüyordu.
Rüzgâr gülünün yanında, yerde garip bir şey parlıyordu: Yaprak şeklinde, yeşile çalan bir taş. Kartal taşı avucuna alınca taş sıcaklaştı. Sanki kalbi varmış gibi hafif hafif atıyordu.
— "Bu… bu normal değil."
Yağmur gözlerini büyüttü.
— "Ben sana demiştim! Yeşil Gezegen’den bir işaret bu!"
Efe, taşı daha yakından görmek için eğildi.
— "Üstünde çizgiler var. Harita gibi."
Gerçekten de taşın üstünde ince ince çizgiler, yuvarlak noktalar ve bir de küçük bir ok vardı. Ok, tepenin biraz ilerisindeki eski çam ağacını gösteriyordu. Üçü birlikte ağacın yanına gitti. Çamın gövdesinde, kimsenin fark etmediği küçük bir oyuk vardı. Kartal taşı oyuğa yerleştirince, “tık” diye bir ses duyuldu ve yerin altında çok ince bir ışık çizgisi belirdi.
Yağmur sevinçle zıpladı.
— "Açıldı! Gerçekten açıldı!"
Efe heyecanla konuştu.
— "Şimdi ne olacak? Gizli geçit mi? Hazine mi?"
Kartal derin bir nefes aldı.
— "Bence Yeşil Gezegen’e giden yol."
Işık çizgisi, çam ağacının köklerinin arasından kıvrılarak ilerledi ve toprağın üzerinde yeşil bir halka oluşturdu. Halka, sabun köpüğü gibi titriyordu. İçinden mis gibi bir koku geliyordu; yeni sulanmış toprak, taze nane ve çiçek kokusu karışımı gibi.
Efe bir adım geri çekildi.
— "Ben biraz çekindim."
Kartal hemen elini uzattı.
— "Korkarsan elimi tut. Birlikte geçeriz."
Yağmur da diğer elini uzattı.
— "Üçümüz bir arada olunca her şey kolay."
Üçü el ele tutuştu, gözlerini kapatıp yeşil halkanın içine adım attı. Bir an, sanki rüzgâr onları kocaman bir yastığın üstüne bırakmış gibi hafiflediler. Sonra gözlerini açtıklarında… bambaşka bir yerdeydiler.
Her yer yeşildi. Ama bu, bildikleri yeşil değildi. Yapraklar ışıldıyor, çimenler sanki gülümsüyor, ağaçların gövdeleri de yumuşak bir parlaklık yayıyordu. Gökyüzü mavi değil, açık turkuazdı. Bulutlar ise pamuk değil; ince ince yaprak şekilleri gibiydi.
Tam karşılarında, yuvarlak yüzlü, pırıl pırıl gözlü bir canlı duruyordu. Üstü başı yapraklarla kaplıydı; ama korkutucu değildi, tam tersine çok komikti.
— "Hoş geldiniz!"
Kartal şaşkınlıkla fısıldadı.
— "Sen konuşabiliyor musun?"
Canlı kıkırdadı.
— "Elbette! Benim adım Poyraz. Yeşil Gezegen’in bahçıvanıyım."
Yağmur hemen atıldı.
— "Poyraz mı? Biz de dünyadan geldik! Burası çok güzel!"
Poyraz gururla kollarını açtı.
— "Güzel olmasının bir sırrı var: Her şey sevgiyle büyür."
Efe etrafa bakarken, küçük bir çiçeğin kendiliğinden eğilip doğrulduğunu gördü.
— "Çiçek… bana selam verdi!"
Poyraz başını salladı.
— "Çünkü sen ona iyi baktın. Burada her canlı, nazikliği hisseder."
Kartal merakla sordu.
— "Peki bizi neden çağırdınız?"
Poyraz, ceplerinden küçük bir tohum kesesi çıkardı.
— "Çünkü dünyanızda da yeşile ihtiyaç var. Bizim tohumlarımız, sevgiyle ekilirse her yerde filizlenir."
Yağmur’un gözleri doldu ama bu üzgünlükten değil, içi sımsıcak olduğu içindi.
— "Biz ekebiliriz. Okul bahçesine, parka, evimizin önüne…"
Efe başını heyecanla salladı.
— "Ben her gün sulayabilirim!"
Kartal da kararlı bir sesle konuştu.
— "Söz veriyoruz. Yeşili çoğaltacağız."
Poyraz, onlara üç küçük tohum verdi. Tohumlar avuçlarında minik yıldızlar gibi parlıyordu.
— "Bu tohumların kuralı var."
Kartal dikkat kesildi.
— "Nedir?"
Poyraz gülümseyerek söyledi.
— "Ekmeden önce bir dilek söyleyeceksiniz. Dileğiniz iyi bir şey olacak. Sonra da her filize ‘aferin’ diyeceksiniz."
Efe kıkırdadı.
— "Filize ‘aferin’ demek mi? Bu çok eğlenceli!"
Yağmur da güldü.
— "Ben bunu her gün yaparım."
Poyraz, yeşil halkayı yeniden çağırdı. Halkanın kenarları bu kez daha parlaktı, sanki vedalaşırken daha çok ışıldıyordu.
— "Yolunuz açık olsun. Yeşil Gezegen sizinle gurur duyacak."
Kartal el salladı.
— "Biz de sizi unutmayacağız!"
Efe seslendi.
— "Bir gün yine gelir miyiz?"
Poyraz göz kırptı.
— "Yeşili çoğaltırsanız, kapı hep açık."
Üçü tekrar el ele tutuştu ve halkanın içinden geçip tepeye geri döndü. Her şey aynıydı: rüzgâr gülü dönüyor, çam ağacı hışırdıyor, gökyüzü bembeyaz bulutlarla süsleniyordu. Ama onların avuçlarında üç küçük ışık vardı.
Ertesi gün okul bahçesinde küçük bir köşe seçtiler. Toprağı yumuşattılar, tohumları dikkatle ektikleri yere koydular. Kartal gözlerini kapatıp fısıldadı.
— "Dileğim, her çocuğun yeşil bir yerde oyun oynayabilmesi."
Yağmur kendi dileğini söyledi.
— "Dileğim, her günümüzün gülümseyerek başlaması."
Efe de coşkuyla ekledi.
— "Dileğim, ağaçların hiç yalnız kalmaması!"
Sonra üçü birden toprağa eğildi, kıkırdayarak konuştu.
— "Aferin!"
Bir hafta geçmeden, minik yeşil filizler belirdi. Filizler rüzgârla sallandıkça sanki “merhaba” der gibiydi. Kartal, Yağmur ve Efe her gün yanlarına gidip suladı, konuştu, güldü. Filizler büyüdü; bir süre sonra küçük yapraklar çıktı.
O gün, tepenin üstünden bakınca kasaba daha da güzel görünüyordu. Çünkü artık sadece gökyüzü değil, onların içi de yeşil bir umutla ışıldıyordu. Ve Yeşil Gezegen, uzaklarda bir yerde, sanki yeniden göz kırpıyordu.
Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın