Joker Hikayesi
Gotham o sabah alışılmadık kadar parlaktı. Sokakların üzerine altın rengi bir güneş yayılmış, kaldırımlardaki küçük su birikintileri ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Şehrin eski taş binaları bile sanki gülümser gibi duruyordu. En çok da çocuklar heyecanlıydı; çünkü o gün şehrin en büyük bahar şenliği kurulacaktı. Rengarenk bayraklar asılmış, meydanın ortasına dönen bir atlıkarınca yerleştirilmiş, her köşede pamuk şeker kokusu yükselmeye başlamıştı.
Şenliğin yapılacağı meydanın yakınındaki dar sokaklardan birinde, mor ceketi ve yeşil saçlarıyla Joker yavaş yavaş yürüyordu. Ama bu kez yüzünde alışılmış yaramaz bir ifade yerine merakla karışık neşeli bir gülümseme vardı. Elinde kırmızı bir balon, cebinde de rengarenk iskambil kâğıtları taşıyordu. Şehirde herkes onu tanıyordu ama bugün Joker’in aklında hiçbir yaramazlık yoktu. O günün tek bir amacı vardı: çocukları güldürmek.
Yolun başında küçük bir bankın üstüne oturmuş, ayakkabısının bağını çözmeye çalışan bir çocuk gördü. Çocuğun adı Mert’ti. Sarı yağmurluğu, dizine kadar inen çorapları ve her şeye şaşkın şaşkın bakan kocaman gözleri vardı. Bağcığı bir türlü düğümleyemediği için biraz canı sıkılmış görünüyordu.
Joker ağır adımlarla yanına gitti, eğildi, balonu hafifçe salladı.
— "Bugün yüzün niye bulut gibi?"
Mert başını kaldırdı. Önce şaşırdı, sonra Joker’in elindeki balona baktı.
— "Bağcığım çözülüyor. Şenliğe geç kalacağım diye üzülüyorum."
Joker bir dizinin üstüne çöktü. Parmaklarını hızlıca oynattı, sanki sihir yapıyormuş gibi bağcığı iki hareketle düğümledi. Sonra ayağa kalkıp abartılı bir selam verdi.
— "Bir düğüm ustası olarak görevimi tamamladım."
Mert kahkaha attı.
— "Sen gerçekten Joker misin?"
— "Evet. Ama bugün ben kahkaha şefi Joker’im."
Mert’in gözleri daha da büyüdü.
— "Kahkaha şefi ne yapar?"
— "Üzgün suratları yakalar, onları gıdıklayıp gülümsemeye çevirir."
Mert ayağa fırladı.
— "Ben de gelebilir miyim?"
— "Elbette. Ama bu çok ciddi bir görevdir. Bol kahkaha, biraz da cesaret ister."
— "Bende var."
Joker, Mert’e kırmızı balonu verdi.
— "O zaman resmi yardımcım sensin."
İkili birlikte meydana doğru yürümeye başladı. Yolda fırından yeni çıkmış simit kokuları onları takip ediyor, ağaçların üstündeki serçeler sanki şenlik için prova yapıyormuş gibi cıvıldıyordu. Bir süre sonra yolun kenarında tezgâh kurmaya çalışan bir kadın gördüler. Kadının adı Emine’ydi. Renkli kurdeleler, küçük rüzgâr gülleri ve kâğıttan yapılmış taçlar satıyordu ama kurdeleler birbirine karışmıştı.
Emine iç geçirdi.
— "Ah, bunları yetiştiremeyeceğim galiba."
Joker hemen kollarını sıvadı.
— "Bir karışıklık gördüğümde içimde neşe motoru çalışmaya başlar."
Mert de eğilip kurdeleleri toplamaya başladı.
— "Ben mavileri ayırırım."
Emine gülümseyerek baktı.
— "İkinize de teşekkür ederim. Sabah sabah imdadıma yetiştiniz."
Joker bir kurdeleyi burnunun ucuna koyup dengede tutmaya çalıştı. Kurdele burnundan düşünce abartılı biçimde kendi etrafında dönmeye başladı. Emine ile Mert gülerken tezgâhın çevresinde birkaç çocuk daha toplandı. Joker cebinden bir iskambil kâğıdı çıkardı, elini salladı, bir tane daha çıkardı, bir tane daha. Sonunda elindeki kâğıtlar minik renkli kuşlar gibi havaya savruldu. Çocuklar kâğıtları yakalamaya çalışırken meydan kahkahalarla doldu.
Çocuklardan biri, kısa saçlı ve meraklı bakışlı bir kız, çekinerek öne çıktı. Adı Elif’ti.
— "Bunu nasıl yaptın?"
Joker göz kırptı.
— "Bir sırrım var. Neşeli bir kalp olunca eller de biraz oyunbaz olur."
Elif dudaklarını büzdü.
— "Ben hiç sihir yapamam."
Joker yavaşça eğilip Elif’in göz hizasına indi.
— "Sihir bazen el çabukluğu değildir. Bazen bir arkadaşını güldürmektir. Bazen birine yardım etmektir. Bazen de korkmadan denemektir."
Elif biraz düşündü. Sonra Emine’nin tezgâhındaki dağınık rüzgâr güllerini toplamaya başladı.
— "O zaman ben de sihir yapıyorum."
— "Kesinlikle."
Şenliğe doğru kalabalık büyürken Joker, Mert ve Elif kısa sürede küçük bir ekip olmuştu. Meydanın girişine geldiklerinde büyük bir tabela gördüler. Tabelada günün sonunda bir çocuk gösterisi yapılacağı yazıyordu. Gösteride şarkılar söylenecek, küçük oyunlar sahnelenecek, en sonunda da gökyüzüne yüzlerce renkli fener bırakılacaktı.
Fakat sahnenin yanında telaşla dolaşan bir adam dikkatlerini çekti. Bu kişi şenliğin düzenleyicisi olan Nihat’tı. Kollarında listeler, cebinde kurşun kalemler vardı ama yüzü çok endişeli görünüyordu. Defalarca bir şeyler sayıyor, sonra yeniden başlıyordu.
Joker yanaştı.
— "Biri bana dünyadaki en meşgul insan ödülünü verin, çünkü onu Nihat Bey’e takdim edeceğim."
Nihat başını kaldırdı, yorgun gözlerle baktı.
— "Ah, keşke şaka yapacak vaktim olsa. Çocuk korosu eksik, kukla gösterisinin ipleri dolaşmış, fenerler de henüz taşınmadı."
Mert hemen öne atıldı.
— "Biz yardım ederiz."
Elif de başını salladı.
— "Evet, üç kişiyiz. Hem de çok hızlıyız."
Joker ceketinin iki yanını açıp hafifçe eğildi.
— "Ayrıca son derece parlak fikirler üreten bir ekibiz."
Nihat bir an durdu. Sonra yüzünde hafif bir umut belirdi.
— "Gerçekten yardım eder misiniz?"
— "Şenliğin neşesi için her şey yapılır."
İlk iş olarak kukla gösterisinin bulunduğu bölüme gittiler. Orada orta yaşlı, güler yüzlü bir amca ipin düğümleriyle uğraşıyordu. Adı Salih’ti. Ahşap kuklalar küçük sandalyelere dizilmiş, sanki gösteri saatini bekliyordu. Ama ipler öylesine birbirine dolaşmıştı ki hangisinin hangi kuklaya ait olduğu anlaşılmıyordu.
Salih başını iki yana salladı.
— "Bu kadar düğümü çözene kadar akşam olur."
Joker bir ipi eline aldı, sonra abartılı biçimde gözlerini kıstı.
— "İplerin de bazen heyecanlandığını düşünüyorum. Onlar da gösteriye çıkmak istiyor."
Salih gülümsedi.
— "Belki de öyledir."
Mert dikkatle kırmızı kuklanın iplerini ayırdı. Elif mavi kuklayı çözdü. Joker ise her çözülmüş ipin sonunda küçük bir selam verip kuklalar adına konuşmaya başladı.
— "Sayın seyirciler, ben bugün çok zarif görünüyorum."
— "Ben de dans etmeye hazırım."
Salih kahkahasını tutamadı.
— "Sen olmasan bu iş çok sıkıcı olurdu."
— "Sıkıcılık bana yaklaşamaz. Ben onu uzaktan görünce takla atarım."
Bir süre sonra ipler çözüldü. Kuklalar yeniden sıraya dizildi. Salih, Joker’in omzuna dokundu.
— "Bana yalnızca yardım etmedin, moral de verdin."
Joker bir an sustu. Yüzündeki neşeli ifade daha yumuşak bir hale geldi.
— "Bazen en büyük yardım, birinin içini hafifletmektir."
Sonra hep birlikte fenerlerin bulunduğu depoya koştular. Orada kâğıttan yapılmış rengarenk yüzlerce fener vardı. Kırmızı, sarı, mavi, mor, turuncu… Ama onları meydana taşımak için yeterince insan yoktu. Nihat tekrar telaşlanmaya başlayacakken Joker ellerini çırptı.
— "Tamam. Şimdi görev paylaşımı yapıyoruz. Mert, sen hafif kutuları say. Elif, kırılacak olanları ayır. Ben de taşıma şarkısı bulacağım."
— "Taşıma şarkısı mı?" dedi Elif.
— "Elbette. Şarkısız taşınan fenerlerin canı sıkılır."
Joker komik bir ezgi uydurdu. Sözleri o kadar saçma ve neşeliydi ki kısa sürede herkes ona eşlik etmeye başladı. Depoda çalışanlar, meydandaki görevliler, hatta yolundan geçen iki yaşlı komşu bile ritme kapılıp gülümsedi. Fenerler sıra sıra taşınırken iş beklenenden çok daha hızlı bitti.
Öğleye doğru meydan iyice doldu. Pamuk şeker satanlar, yüz boyama yapanlar, minik tahta oyuncaklar getirenler, herkes yerini almıştı. Joker, Mert ve Elif bir bankın kenarına oturup limonata içtiler. Hava tatlı bir serinlik taşıyor, uzaktan müzik sesleri geliyordu.
Mert bardağını iki eliyle tutup Joker’e baktı.
— "Sen hep böyle misin?"
Joker başını yana eğdi.
— "Nasıl yani?"
— "Herkesi güldürmeye çalışan biri misin?"
Joker biraz düşündü. Gözlerinde bu kez çok sıcak bir ifade vardı.
— "Bazen insanlar beni sadece gülüşümle tanır. Ama bence asıl önemli olan, birinin kalbine biraz ışık bırakabilmek."
Elif sessizce dinliyordu.
— "Peki sen hiç üzülmez misin?"
Joker limonata bardağına baktı, sonra gökyüzüne.
— "Üzülürüm. Her insan üzülür. Ama ben şunu öğrendim; üzgün hissettiğinde birine iyilik yapmak, içindeki karanlığı küçültür."
Mert hemen gülümsedi.
— "Demek o yüzden bugün bu kadar yardım ettin."
— "Evet. Çünkü şenlik yalnızca meydanda kurulmaz. İnsanın içinde de kurulur."
Bu sözlerden sonra üçü de bir süre sessizce etrafı izledi. Bir çocuk elindeki uçurtmayı koşturuyor, yaşlı bir teyze torununa mısır veriyor, iki kardeş atlıkarıncaya binmek için heyecandan zıplıyordu. Gotham sanki o gün başka bir şehir olmuştu.
Akşamüstü yaklaşırken sahne programı başladı. Çocuk korosu şarkı söyledi, ardından halk oyunu gösterisi yapıldı. Ama gösterilerin arasında kısa boşluklar vardı ve kalabalığın coşkusunu canlı tutmak gerekiyordu. Nihat telaşla Joker’e döndü.
— "Sahneye çıkıp biraz vakit doldurabilir misin?"
Joker’in gözleri parladı.
— "İşte beklediğim teklif."
Sahneye çıktığında kalabalık bir an sessizleşti. Joker şapkasını çıkarıp selam verdi. Sonra cebinden bir mendil çıkardı. Mendil bir anda uzadı, uzadı, uzadı. Kırmızı mendilin ucu sahnenin öbür tarafına kadar gidince çocuklar kahkahaya boğuldu. Ardından dengesini kaybediyormuş gibi yaptı ama tam düşecekken tek ayak üstünde dönüp komik bir dans başlattı.
Mert ile Elif en önde alkışlıyordu.
Joker bir süre sonra çocuklara seslendi.
— "Şimdi en önemli soruyu soruyorum. Bir gülüş ne kadar ağırdır?"
Kalabalıktan sesler yükseldi.
— "Hiç ağır değildir."
— "Pamuktan hafiftir."
— "Balondan da hafiftir."
Joker ellerini açtı.
— "Doğru. Ama bazen bir gülüş, kocaman bir günü taşıyabilir."
Sonra Mert’i sahneye çağırdı.
— "Yardımcım, lütfen ileri gel."
Mert biraz utansa da koşarak çıktı.
— "Ne yapacağım?"
— "Bu kutuyu açacaksın."
Mert kutuyu açınca içinden rengarenk kâğıt kelebekler fırladı. Kalabalık yine neşeyle bağırdı. Ardından Elif de çağrıldı. Joker ona boş görünen bir şapka verdi.
— "İçine neşe koy."
Elif ellerini şapkanın üstünde salladı.
— "Koydum."
Joker şapkayı ters çevirdi. İçinden minik kurdeleler ve parlak yıldızlar döküldü. Elif şaşkınlıkla ağzını kapattı, sonra gülmeye başladı.
— "Gerçekten oldu."
— "Çünkü sen inandın."
Gösteri bittiğinde meydan alkışla çınlıyordu. Nihat’ın yüzündeki bütün telaş silinmişti. Emine tezgâhından el sallıyor, Salih kuklasını dans ettiriyor, çocuklar Joker’in peşinden neşeyle koşturuyordu. Ama günün en güzel anı hâlâ gelmemişti.
Hava yavaş yavaş mora dönerken fenerler meydana dizildi. Her çocuğa bir fener verildi. Kâğıtların üstünde yıldızlar, bulutlar, güneşler ve rengarenk çiçekler vardı. Joker de eline mor bir fener aldı. Mert ve Elif onun yanında durdu.
Nihat mikrofondan seslendi.
— "Bu fenerleri bugün bizi mutlu eden herkes için gökyüzüne bırakacağız. Yardım edenler için, güldürenler için, sevindirenler için."
Joker hafifçe Mert’e döndü.
— "Bugün çok iyi bir yardımcı oldun."
Mert gururla gülümsedi.
— "Ben de yarın birini mutlu edeceğim."
Elif de fenerini sıkıca tuttu.
— "Ben de. Belki anneme yardım ederim, belki küçük kardeşime oyun öğretirim."
Joker başını salladı.
— "İşte gerçek sihir bu."
Sonra üçü birlikte saymaya başladı.
— "Bir..."
Meydandaki herkes katıldı.
— "İki..."
Gökyüzü iyice kararmış, ilk yıldız görünmüştü.
— "Üç..."
Yüzlerce fener aynı anda göğe yükseldi. Sarı ışıklar yavaş yavaş havalanırken herkesin yüzü o ışıklarla aydınlandı. Çocuklar hayranlıkla yukarı bakıyor, büyükler sessizce gülümsüyordu. Gotham’ın üstünde sanki renkli bir umut nehri akıyordu.
Joker fenerleri izlerken yüzündeki gülümseme bu kez çok sakindi. Ne gösterişliydi ne abartılı. Sadece içten bir mutluluk taşıyordu. Mert onun koluna dokundu.
— "Bugün hayatımın en güzel günüydü."
Joker aşağı bakıp yumuşak bir sesle cevap verdi.
— "Benim de."
Elif bir adım yaklaşıp sordu.
— "Yarın yine gelir misin?"
Joker omuz silkti, sonra şapkasını çıkarıp döndürdü.
— "Kim bilir. Ama bir yerde kahkahaya ihtiyaç varsa, belki orada olurum."
Mert ciddi bir ifadeyle başını salladı.
— "O zaman biz de beklemeyiz. Biz başlatırız."
Joker’in gözleri parladı.
— "İşte duymak istediğim söz buydu."
Gece sona ererken şenlik yavaş yavaş dağıldı. Emine kurdelelerini topladı, Salih kuklalarını sandığa koydu, Nihat rahat bir nefes alıp sahnenin ışıklarını kapattı. Çocuklar aileleriyle evlerine döndü. Ama herkesin içinde aynı sıcaklık vardı. Sanki o gün yalnızca bir bahar şenliği yapılmamış, şehir bir günlüğüne kocaman bir aile olmuştu.
Joker meydandan ayrılırken cebinden son bir iskambil kâğıdı çıkardı. Kâğıdın üzerine küçük bir gülen yüz çizdi, bankın üstüne bıraktı. Sonra mor ceketini düzeltip sokağın köşesine doğru yürüdü. Arkasında kalan meydanda hâlâ çocuk kahkahaları yankılanıyor gibiydi.
Sabah düğümünü çözdüğü Mert, eve dönerken annesine heyecanla her şeyi anlattı. Elif, uyumadan önce yastığının yanına küçük bir kurdele koydu ve gülümsedi. Nihat ertesi yılın şenliği için şimdiden plan yapmaya başladı. Emine tezgâhına ertesi gün küçük bir tabela asacaktı; üstünde neşe dağıtan kurdeleler yazacaktı. Salih ise kukla gösterisine yeni bir karakter eklemeye karar verdi; komik yürüyen, mor ceketli bir palyaço.
O gece Gotham’da pek çok pencerenin ardından mutlu sesler yükseldi. Çünkü bazen bir gün, yalnızca bir gün, insanın içindeki bütün yorgunluğu silebilir. Bazen bir gülüş, bir şehri yumuşatabilir. Bazen de Joker gibi renkli biri, yaramazlık yerine neşeyi seçip herkese küçücük ama unutulmaz bir hediye bırakabilir.
Ve o günden sonra Gotham’daki çocuklar arasında küçük bir söz dolaşmaya başladı. Birinin canı sıkıldığında, biri üzgün göründüğünde, biri bir işi başaramadığını düşündüğünde hemen birbirlerine aynı şeyi söylüyorlardı:
— "Biraz neşe koy. Belki sihir olur."
Belki de gerçekten oluyordu. Çünkü o bahar günü Joker, herkese çok basit ama çok güzel bir şey öğretmişti: Neşe paylaşıldıkça çoğalır, kahkaha bir kalpten öbürüne sıçrar ve en güzel şenlik, insanların birbirine iyi geldiği yerdir.
Batman masalını okumak için aşağıdaki bağlantıya tıkla →

Yorum
Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu sen yap!
Yorum Yazın