Güzel ve Çirkin Hikayesi
Kasabanın dışındaki ormanın kıyısında, herkesin uzaktan bakıp iç çektiği bir yer vardı: Gül Konağı. Duvarları sarmaşıklarla örülü, pencereleri eski bir masal gibi yüksek, bahçesi ise hem büyülü hem de ürkütücü…
Kasabanın dışındaki ormanın kıyısında, herkesin uzaktan bakıp iç çektiği bir yer vardı: Gül Konağı. Duvarları sarmaşıklarla örülü, pencereleri eski bir masal gibi yüksek, bahçesi ise hem büyülü hem de ürkütücü…
Bir varmış bir yokmuş… Uzak mı uzak, çam kokulu tepelerin arasında, taş duvarlı bir kalenin gölgesinde Frigya diye anılan bir ülke varmış. Bu ülkenin kralı Midas’mış. Midas’ın sakalı güneşte parıldar,…
Bir varmış bir yokmuş… Deniz kokusunun dağ çiçeklerine karıştığı, güneşin saray pencerelerine bal rengi ışıklar bıraktığı Maviova Krallığı varmış. Bu krallığın prensi Deniz, adı gibi sakin ama içine sığmayan bir…
Alice bir sabah yastığının altında, küçük bir kese buldu. Keseyi açar açmaz burnuna pamuk şeker gibi hafif bir koku geldi. İçinden minicik, parıl parıl taneler döküldü; taneler yere düşerken “pıt…
Kasabanın tepesindeki eski malikâne, geceleri uzaktan bakınca kocaman bir gölge gibi görünürdü. Pencereleri rüzgârla hafifçe inler, çatıdaki kiremitler “tık tık” diye konuşur, duvarlardaki sarmaşıklar ay ışığında ince uzun parmaklara benzerdi.…
Maviyle yeşilin birbirine karıştığı, dalgaların kıyıya usul usul dokunduğu bir sahil kasabasında, herkesin çok sevdiği bir pelikan yaşardı. Adı Poyraz’dı. Poyraz sıradan bir pelikan değildi; kanatları güçlüydü ama asıl gücü…
O gece Londra’da, Darling evinin çatısı yağmuru dinleyip yıldızları sayarken, çocuk odasında tuhaf bir şey oldu: pencerenin perdesi rüzgârla değil, sanki kendi merakıyla kıpırdadı. Ay ışığı yere ince bir çizgi…
Snoopy o sabah kulübesinin çatısında her zamankinden daha ciddi görünüyordu. Burnu havadaydı, kulakları rüzgârı dinliyordu. Bir yandan da göz ucuyla Charlie Brown’ın bahçede uçurtma ipini düğümlemeye çalışmasını izliyordu. İpin bir…
Köyün üstünde o sabah gökyüzü pamuk şeker gibiydi ama Bergenlerden kalan eski bir alışkanlık yüzünden, troller hâlâ güne başlarken “neşeyi ölçer” gibi etrafa bakardı. Her şey normal görünüyordu: Renkli çiçek…
Kasabanın en eski sokağında, duvarlarında solmuş afişler asılı küçük bir kültür merkezi vardı. Kapısının üstünde, harfleri biraz yamuk bir tabela dururdu: Gülüş Evi. Herkes burayı bilirdi ama çoğu insan yalnızca…
Villa Villekulla’nın mutfağından o sabah tarçın ve kızarmış ekmek kokusu yükseliyordu. Pippi Uzunçorap, ayağına bir sarı çorabı, öbür ayağına da kırmızı çorabı çekmiş; saçlarını iki yana öyle bir dikmişti ki…
Sabah güneşi Kame House’un turuncu çatısına vururken deniz, sanki bir masal kitabının sayfalarını çeviriyormuş gibi pırıl pırıl parlıyordu. Son Goku, kumsalda çıplak ayakla koşuyor, her adımında kumlar minik yıldızlar gibi…